skip to main |
skip to sidebar
yazacak o kadar çok şey var ki! okunacak da öyle.. hangi birine nasıl yetişeceğim bilmiyorum. ama bir yerden başlamak lazım. dile kolay, neredeyse bir aydır ortalıkta yokum. tam 332 adet mail gelmiş ve bunun haricinde takip ettiğim bloglar, haberler vesaire... üstelik henüz eve ulaşamamış durumdayım. internetli bir ortama kendimi atar atmaz yazmam gerektiğini hissettim. bebeğimiz doğdu. merak edenler için önce haberini vereyim, sağlıklı ve tombiş bir yeğenim oldu. yarın öss açıklanıyor. şu anda ankara'dayım. oradan oraya atladığımın farkındayım fakat 8 saatlik bir yolculuktan sonra ancak bu kadar olabiliyor. eveet. baştan başlıyorum tamam. güzel bir 3 haftalık istanbul macerasında şunları yaşadım: bir adet bebek, bir adet istanbul turu, bir adet aile kavuşması. biraz önce de söylediğim gibi bebeğimiz gayet sağlıklı ve güzel. ismini ise bu sıralar ufaklıkların pek bir beğendiği "hepsi" grubunun solistlerinden cemre'den alıyor. bunu koyan da tabi ki kendisi de bir ufaklık olan ablası. cemre'ciğimizle geçirdiğimiz 1 haftalık göbek bağı düşürme operasyonunda başarıyla çıktıktan sonra istanbul'a gelen ailem ile sinop'a, memleketimize yola çıktık. 3 genç kız arkada hoplaya zıplaya köyümüze vardık. artık köyde yaşamak işkence haline gelmiş. su yok, ne azalabiliyor insanlar ne çoğalabiliyor. neredeyse bahçeleri sulayacak su bulmak bile imkansız hale gelmiş... kendi baba ocağı olmasını geçiyorsunuz, köylünün haline üzülüyorsunuz. o kadar emek verip topladığı sebzenin bir bağını ancak 50 kuruşa satabiliyor! düşünebiliyor musunuz? 50 kuruş... bir tek ekmek parası. şehirde gezerken bir tuvalete girme parası. bir küçük şişe su parası. o kadar! nasıl geçinebilir ki bu insanlar? satmaya kalksan için elvermez, baba evi, satamazsın, satabilsen para etmez... öyle bir durum işte... her neyse... oradan da bugün sabah yola çıkarak güzelim ılgaz dağından geçerek, çam ormanlarının kokusunu, dağ havasını ve olabildiğince bol oksijenini içimize çekerek ankara'ya vardık. bu arada da şehirler arası yollarda arabayı kullandığımı da belirtmeden geçemiyeceğim. evet, arabada iki şöför olması da güzel oluyormuş canım, şeklinde babamı da sevindirerek! :) ayrıca 3 günlük bir susuzluktan sonra burada tam tanımıyla kırklandım diyebilirim. inanılmaz yorgunum ve şimdilik bu kadarla bırakıyorum. yarından sonra evime varacağım. yarın yazamasam da o zaman mutlaka görüşürüz sevgili okurlarım :)
0 yorum:
Yorum Gönder