“ne zaman bir kedi görsem
besleyemediğim kediler gelir aklıma
hayatta aldığım tüm tatlar damağımda
ve alamayacaklarım, alamadıklarım
çünkü tam iki saat ve onbeş dakika ve sekiz saniyedir
biri bana bakıyordu başucumda
görüyordum, başımı kaldırdığımda
hiç dokunamadığım o tanıdık yabancıda
tüm sevdiğim erkekleri görüyordum gariptir..
çığlık atmak orada öylece yatarken, daha da gariptir..
kimsenin seni duymadığını bilmeden..
çünkü, ölümdür, seni bu hale getiren.
o ve sen, ölümse; bu boşluk aranızdan süzülen.
ölümdü bu boşluk aramızda süzülen.
şimdi ne zaman bir kedi görsem
o yabancı yüz gelir aklıma.
ve hiç sevemediğim erkekler…”
şu aralar evde “hiçbir şey yapmama” seanslarından ve sürekli filmler izleyip hayal alemlerine dalmaktan başka bir şey yapamadığım için içimden gelenleri -eskiden olsa kağıda derdik, şimdiyse…- bir “yeni metin belgesi” ne döktüm. bu bile içerisindeki duyguyu silip süpürüyor aslında. teknolojinin “faydaları!”… neyse…üstüste “before sunrise” ve “before sunset” isimli iki rüyayı gördükten sonra melankolik bir ruh haline büründüm. hoş, diğer başka “gerçek” rüya maceralarım da var ama, onlara hiç girmiyorum. her neyse. sanırım bütün bunlardan etkilendim ve şu satırları yazdım bu gece. biliyorum, fazla karamsar, ve biliyorum yine bir gelgite kapıldım. yine de paylaşmak istedim… bu arada, şu ilk söylediğim iki rüyayı mutlaka siz de görün. hatta size bir soundtrack parçasını dinleteyim. evet.. buyrun…



0 yorum:
Yorum Gönder