29 Aralık 2009 Salı

ah şu -acayip- türkler!...

Bugün erkek arkadaşım akşam işten dönerken başına gelen bir olayı anlattı. Daha doğrusu onun başına değil de, başka bir zavallının başına gelmiş, o da şahit olmuş bu duruma. O bu olayı anlatınca -durun, sabırsızlanmayın size de anlatacağım :P- ben de bu aralar şahit olduğum bir kaç garip -Burası Türkiye, burada herşey mümkün tarzı- olayı anlatayım dedim. Artık üzerine siz düşünün ve yorum yapın.
  • Erkek arkadaşımın tanık olduğu olay şu, işten eve dönerken vapurda, adamcağızın birisi fenalık geçirmiş, artık kalp krizi midir nedir bilemem ama ardından gelişen olaylar şöyle, ve nedense bu tür olaylarda herrrrr ama herrrrr zaman rastlayacağınız durum şu: bütün insanlar orada adamın başına toplanır, adamcağız iyice kötüleşir, doktor falan varsa da etrafta, ki o kadar insanın içinde bir tane doktor çıkmaması anormal, ortaya çıkıp da yardım etmez, bir tane aklı başında adam varsa o en azından insanları adamın etrafından uzaklaştırmaya çalışır. Meraklıyız ya, herşeyi de biliriz ya, ne oluyor orada, ne olmuş adama, şöyle yapın, böyle yapın diyenler eksik olmaz. Bir de üstüne güvenlik görevlisi bile koyulmuş olan vapurda bir tane bile sağlık görevlisinin olmaması da eklenince, insanın içinden şu duruma bir okkalı küfür savurası gelmiyor mu? Yarım saat süren bir deniz yolculuğunun yapıldığı araca nasıl olur da bir sağlık görevlisi konmaz? Garip...
  • Ondan sonracığıma ben geçenlerde yine okuldan çıkıp otobüse binmiş idim ve bindiğim otobüs belediye otobüsüydü, yani para almayanlardan. Benden sonra iki tane yabancı öğrenci bindi otobüse, muhtemelen yeni de gelmişler, pek bilmiyorlar. Belediye otobüslerinde de para alan olmadığı için akbili olmayanlar şöföre 1.75 gibi bir para verip bastırabiliyorlar akbil. Bu şöför de uyanık çıktı ve gariban cahil yabancı öğrencilerden çift bilet parası alıp tek akbil bastı! Çok uyanığızdır aynı zamanda...
  • Bana göre de en garibi en sonda geliyor, sevgili okuyucular. Geçen gün, annem de hazır buradayken -şehir dışından yanımda kalmaya geldi bir kaç günlüğüne- hazır da yılbaşı arifesiyken dedik ki şu meşhuuuuur Nimet Ablaya gidip birer piyango bileti alalım, neme lazım, çıkmaz demeyelim şansımızı deneyelim dedik. Neyse tabi az çok bizim gibi düşünen insan güruhu olacağından kalabalık olacağını düşünüyorduk zaten. Amma velakin, bir de gittik, ne görelim, şöyle bir 250-300 metre kadar bir kuyruk! Ben zaten şöyle bir afalladım görünce. Ne yalan söyleyeyim, kültür şoku yaşadım desem yeridir. Noluyor, piyango, aynı bilet, aynı şans derken devreler yandı tabi. Buradan o sırada bekleyen acayip insanlar topluluğuna sesleniyorum: Oradan alınca bilete kesin ikramiye çıkıyor heralde, siz o sırada bekleyebildiğinize göre. Yani diyeceğim o ki, çok garipsedim çooook!
Bir de şu var tabi, zamanında 7 millete kafa tutmuş bir milletiz. O kadar güçlüyüz, o kadar istediğini alabilen, tuttuğunu koparan da bir milletiz. Aslında hani, bazı açılardan güzel bir de milletiz. Ama ah işte ah...

Şimdi şu videoyu izleyin ama dünyada yaşayan maymunların yerine, Türk milleti olarak bilinen maymunlar koyun ve öyle izleyin. Sanki oluyor gibi geldi bana :p

Bir de son olarak, sen nasıl Türklere maymun dersin, höyt, sen Türk değil misin falan diyenler çıkabilir, normaldir, o diyenlere söyleyeceğim tek şey şu, evet ben de Türk'üm, ama en azından bu gerçeklerin farkındayım, ya sen?

26 Aralık 2009 Cumartesi

babam...

beni bugünlere getiren ve "ben" olmamı sağlayan, hemen hemen her yönden ona çektiğim bir tanecik babam. doğduğu gün için, yılbaşından bi hafta önce denmiş, o yüzden ben de bu haftayı babamın haftası ilan ediyorum :) bana her konuda destek olan ve iyi bir insan olarak yetişmemi sağlayan sevgili babacığım, doğum günün -haftan- kutlu olsun :) seni çok seviyoruz :)




not: daha da uzun bi yazı yazıcaktım ama annem bize zorla temizlik yaptırıyo :p

20 Aralık 2009 Pazar

klişe bir film üzerine klişe bir yazı işte...

Şu sıralar final dönemim olduğu için bi kaç gün önce annem yanıma, istanbula geldi. Tabi ki sınavlarım gelecek hafta başlayacağı için de başlayana kadar biraz keyif çatalım ve gezelim diyerekten önce halamgile(yerel bir kullanım yaptığım için özür dilerim entel ve elit okuyucularım (!) ) sonra da zeytinburnunda oturan kuzenimin yanına geldik ve iki gündür de oradayız. Hazır olivium'a da çok yakınken, hazır annem de yanımdayken o da 3d bir film izlemiş olsun diyerekten (sonradan bileti perdeye çok yakın aldığım için izleyememiş olsa da) zaten çok da merak ettiğim yeni gösterime girmiş olan klişe (!) film avatar'ı izlemeye gittik. Hoş, ben hala 3d filmi yakından izlemenin çok daha keyifli, sen sanki içindeymişsin gibi olduğu kanaatinde olarak yine olsa yine önlerden alırdım diyorum. Her neyse asıl konumuza gelelim, Avatar. Ama bu bildiğiniz üzere The Last Airbender olan değil de şu senaryosu 14 yılda yazılıp Titanic'in yönetmeni James Cameron tarafınadn yönetilen film.

Filmden çıktıktan sonra kendi kendime şöyle bir yorum yaptım, bu filmi beğenmeyen olursa, o filmi antropolojik açıdan izlememiştir. Neden böyle birşey söylediğimi anlatacağım ama ilk önce izlemeyenlerin bu yazıyı buradan sonra okumamalarını tavsiye ederim.













Bir kere, film hakkında klişe konu, klişe senaryo, klişe, klişe, klişe işte banane banane, diyen bir takım insanlar olsa da onların sanırım farkında olmadıkları birşey var ki, o da filmin klasik amerikan hikayesi olan uzaylı istilasını tam tersine çevirmiş olduğudur. Bu kez uzaylılar bizi "savagery" yani barbarlar olarak görüp "ışın silahlarıyla" küle çevirmiyorlar da, dünyalılar uzayda yaşayan "barbarların" dünyasını işgal ediyorlar. Daha geçenlerde klasik antropoloji okumaları dersimizde gördüğüm birşey geldi aklıma burada, Henry Morgan isimli antropologun ortaya attığı evrime dayalı bir kültür olduğu iddiası. Bu adam şöyle birşey yapmış, bir takım teknolojik aletleri alıp sınıflandırmış, karmaşık-basit olarak isimlendirmiş, ve karmaşık aletleri kullananlar gelişmiş, diğerleri basit, ilkel ve barbar toplumlardır demiş. Şimdi insan burada sorar tabi, "kime göre? neye göre?" Tabi ki de ona göre! Adam ne yapacaktı, almış batı toplumunu, kendi kültürünü kriter olarak almış ve ona göre sınıflandırmış. Şimdi filmde de aynen böyle bir durum var. Zaten izlerken anlıyorsunuz ki, aslında film çok da bilim kurgu, uzay filmi falan değil. Çünkü az çok bu konularda bilgisi olan insan, bu yapılanların Amerika'nın keşfinden sonra İnka, Maya ya da Kızılderili kültürüne yapılan şeylerin tıpatıp aynısı olduğunu bilir. Yani aslında şöyle bir söz var ya "arif olan anlar" bunu. Hatta filmin bir yerinde olan bir olay var, bu bizim "barbar" uzaylılarımız bir geyik vuruyorlar ve geyiğin yanına gidip, ona teşekkür ediyor ve bir nevi "ruhunu" rahatlatıyorlar. Bildiğim kadarıyla İnka ya da Maya toplumunda bu ritüelin aynısı yapılıyormuş. Bu bile aslında filmin anlatmak istediği şeyin iki toplum arasındaki savaş ya da iki düşman ailenin birbirine aşık olmuş bireyleri falan olmadığını kanıtlıyor. İkincisi filmi biraz dikkatli izleyen insanlar "para" için dünyalıların ne kadar gözünün döndüğünü ve Amerika'nın Irak'a yaptıklarının tıpatıp aynısını görebilirler. Aslına bakarsanız film, hiç de olmayan şeylerden bahsetmiyor.

Uzun zamandan beri süregelen bir de tartışma var bilim adamlarının arasında olan. Bir kısım bilim adamı diyor ki dünyada yaşayan "ilkel" toplumlara "uygarlık" götürülmesi gerekiyor, çünkü onların da bizim gibi "uygar" yaşamaya hakları var. Burada ben Morgan'a dönmek istiyorum tekrar, kime göre uygarlık? Biz aslında gelişmiş teknolojinin olduğu bir dünyada yaşarken uygar olmaya ne kadar yakınız? Yüzde kaçımız mutlu yaşıyor, yüzde kaçımız dünyanın teknoloji uğruna yokedildiğinin farkında? Artık anlaşıldığı kadarıyla ikinci kısım bilimadamının düşüncesi ise, asla bu insanların kültürüne müdahale edilmemesi gerektiği yönünde. Ben tabi ki ikinci kısım insanların arasında gösterebilirim kendimi. Filmde de aynen böyle bir tartışma var ve ne mutlu ki bize, benim gibi düşünen insanlar kazanıyor sonunda :) Sanırım tam da bu yüzden film klişe bir film olarak görülüyor kimileri tarafından.

Bir de böyle düşünenlerin bir filmden ne beklediklerini çok ama çok merak ediyorum. Bir filmden beklenilen şey şu mudur, fotoğrafik olarak mükemmel olsun, bir mesajı olsun, güncel olaylarla ilgili olsun vs vs. Tamam bunları bekleyenleri de anlarım ama, ben şu meşhur Yumurta filmini de izlemiş bir insanım, Yumurta filminde şöyle bir sahne vardı 5 dakikadan uzun süren, adam göle doğru yürüyor da yürüyor. Bu. Beş dakika süren şey bu. Avatar filmini beğenmeyen kişinin bir filmden beklediği şey buysa zaten söyleyecek lafım kalmıyor. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutuyorum burada. Gerçekten. Onlara sanatsal ve entel filmleriyle mutluluklar diliyorum. Ama sinema dediğin şeyin amacı bence bu olmamalı. Sinema, görsel ve işitsel sanatların en çok insana ulaşanı, teknolojiyi kullanabileni ve uluslararası olanı. Bir tiyatro oyununa giderken belki daha hayattan şeyler, daha olağan şeyler ve güncel şeyler görmek istersin, bir mesajı olsun, güldürsün, ağlatsın vs. istersin ama bir sinema filmini izlerken gerçek hayatta göremeyeceğin şeyler görmek istersin, güzellikler görmek istersin, ve mutlu bir son istersin. Ya da en azından ben bunları istiyorum. Herkesten aynı şeyleri istemesini asla beklemem elbette ama bazı insanların film hakkındaki yorumlarını gördükçe de şoka giriyorum. "Film çok klişe sadece görüntüler çok güzel eğer böyle birşey izlemek istiyorsanız -afedersiniz- gidin Amerikan pornolarını izleyin" demek bence filmi beğenenleri aşağılamaktır ve bence ayıp birşeydir.

Oh, içimi döktüm valla, sen de olmasan napardım bilmiyorum sevgili blogum :) Bir sonraki film kritiğimizde buluşmak üzere sevgiyle kalın.
Related Posts with Thumbnails