21 Eylül 2010 Salı

bunları biliyor muydunuz?


bu dönem sağlık ve tıp antropolojisi diye bi ders alıyorum. dersin hocası da
"sağlık için sosyal bilimler" -sasbil- derneğinin başkanı olur. o yüzden bu yazacaklarımı havadan sudan iddialara ya da dedikodulara dayanarak yazmadığımı baştan söylemek isterim. veya bunları yazıyorum diye beni faşist, ırkçı filan diye nitelemenizi de istemem. niyetim kesinlikle o insanları kötülemek veye devleti savunmak değil. sadece yeni öğrendiğim ve benim çok ilgincime giden şeyleri sizlerle de paylaşmak. bunları baştan söyliyim de, ondan sonra aramız bozulmasın sevgili okuyucularım.

evet gelelim konumuza. dün okulun ilk günüydü. daha doğrusu geçen hafta açıldı okulumuz ama lisansüstülerin kayıtları dolayısıyla bizim dersler bu hafta başladı. dün de dediğim gibi bu sağlık antropolojisi dersine girdim. derse şöyle bir giriş yaptık, neden tıbbın, sağlık bilimlerinin sosyal bilimci olarak bizler tarafından incelenmesi gerektiği, neden tamamen tıbbi olan bu konuların bizlerin de ilgi alanımıza girmeye başladığından bahsettik biraz. söylediğim gibi hocamız da bu konuda gayet yetkin ve bilgili bir insan. sağlık, sosyal bilimlerin alanına girmelidir dedik, çünkü bazı sağlık sorunlarının, hastalıkların sebebi kültürel ve sosyal olabiliyor. veya bir hastalığa sahip olma durumu, insanın o hastalığa bakış açısıyla çok ilgili olabiliyor. bırakın bölgeden bölgeye, kültürden kültüre, insandan insana bile değişebiliyor bu. mesela ishal doğuda, güneydoğuda çok önemsenmezken, batıda çok büyük bir sorunmuş gibi görülebiliyor. onu bırakın, grip olmuş bir insanla bir diğer insanın hastalığa bakış açısı çok farklı olabiliyor. bu arada kesip, hocamızın bize önerdiği kitabı sizlere de önermek isterim:
metafor olarak hastalık. şu linkte de kitapla ilgili bir yazıyı bulabilirsiniz.
bunların da ötesinde bir hastalık sadece o kişiyle alakalı kalmayabiliyor. örneğin aids olan bir insanın aids olduğunu hasta-doktor gizliliği sebebiyle kimseye söyleyemezsiniz, düşünün aids olmuş bir kişi var ve hastalığını kabul etmek istemiyor ve sosyal hayatına devam etmekte direniyor. işte bu aşamada sosyal bilimler devreye girebiliyor. evet, konuya şöyle bir giriş yaptıktan sonra asıl anlatmak istediğim konuya geleyim. doğu ve güneydoğuda insanların devletin gönderdiği sağlık olanaklarına bakış açısı çok ama çok değişikmiş. yani aslında devlet onları umursamıyor vs gibi bir durum yokmuş. genellikle oradaki insanlar, özellikle de kürtler devletin gönderdiği ilaçları, doktorları, ebeleri kabul etmiyorlarmış. çünkü devletin onların soyunu kurutmak istediği gibi bir düşünce varmış insanlarda. yani ne kadar ilaç gönderirseniz gönderin, ne kadar doktor, hemşire gönderirseniz gönderin, bunları kabul etmeyen onların kendileriymiş. örneğin hamile kadınlar ebeleri çocuğu doğumda öldürür diye, hasta insanlar ilaçları içlerinde zehirli maddeler vardır vs diye, genç kadınlar da doğum kontrol yöntemlerini devlet soyumuzu kurutmak istiyor diye kabul etmiyorlarmış. tabi bunları söyleten muhtemelen daha güçlü "birileri" var. bunun dışında cahillik de etkiliymiş. örneğin birilerinin cildinde alerjik kızarıklıklar çıkmış. ve bu kişiler verilen ilaçlar kırmızı değil de başka renk diye ilacı içmemeyi tercih ediyorlarmış. düşünebiliyor musunuz? yani bakış açısından bahsediyorum, ne kadar farklı bakış açıları olabiliyor insanların. tabi ki doktorun, eczacının ne bunu düşünecek ne de bununla uğraşacak hali yok. işte bu aşamada dediğim gibi sosyal bilimciler etkili olmak zorunda. insanları eğitmek ve onları ikna etmek zorunda. gerçi hocamın dediğine göre ilk bahsettiğim kısım aşırı inatçı insanlarmış. ama ne olursa olsun, bu görevler sosyal bilimcilere düşüyor. dikkat ederseniz hep miş, muş diyerek konuştum, çünkü bunlar benim de duyduğum şeyler. ama doğruluğuna inanıyorum sanırım, çünkü dediğim gibi, hocamın objektif ve bu konuda yetkin bir insan olduğunu biliyorum.

her neyse. dediğim gibi bunları duyduğumda bana çok enteresan geldi. çünkü ben hep, doğuya yeterince olanak gitmiyor, devlet onları ihmal ediyor, vs gibi iddialar duymuş ve okumuştum şimdiye kadar. ama hiç böyle bir düşünce tarzı olabilecei aklıma gelmemişti. bir de dip not, bir ders saatinde sicko diye, amerikan sağlık sistemini eleştiren bir belgesel izleyecekmişiz, ve öğrendiğimize göre bu filmi izleyince türkiye'deki sağlık sisteminin bile o muhteşem bildiğimiz amerika'dan iyi olduğunu görecekmişiz. doğrusu ben merakla bekliyorum.

hepinizi öperim.

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails