"Dünyanın her tarafında sürüp giden savaşların birinde vurulan askerler mezarlarından kalksalar ve savaşı durdurmaya kalksalar neler olur? Ordu, hükümet, silah tüccarları, politikacılar, iş adamları, din adamları nasıl tepki verir? Ya kocalarını, sevgililerini, babalarını ve oğullarını kaybedenler? Gerçekten savaşsız bir dünyayı istiyor muyuz?"bu konuyu okuyunca ben kafamda daha değişik bir sahne düzeni hayal etmiştim.-izlemek isteyenler burdan sonra okumasın bence, ipucu filan vermiycem, direk olaya dalıcam çünkü- oysa karşıma çıkan sahne düzeni şuydu: bir cephenin mezar alanında on tane kadar asker duruyor. ölmüş askerleri mezara gömüyorlar fakat papaz ve haham gelip dua okumaya başladıklarında mezarlarından kalkıyorlar ve gömülmeyi reddediyorlar, daha sonra generaller bunların karılarını, annelerini, kardeşlerini gömülmeye ikna etmek için çağırıyorlar fakat onlar da ikna edemiyorlar, vs vs en sonunda da diğer askerler de silah bırakıyor ve generallere karşı çıkıyorlar. konusu kısaca böyleydi. fakat benim asıl değinmek istediğim konu daha başka. 8 kasımda judith butler'ın "frames of war" kitabıyla ilgili bir sunum yapacağım. kitabı anlamam biraz zor oldu, çünkü dil ve anlatım karışık ve ağır. kitabın genel olarak anlattığı şey ise, çok basitçe, yaşamda bazı "çerçeveler" olduğu, bu çerçevelerin bize medya, fotoğrafçılık vs aracılığıyla içselleştirildiği ve bu çerçeveler dışında kalan şeylerin topluma ne kadar acayip geldiği ve bunu kabullenemediği. bu ama gerçekten çok ama çok basit bir özeti. örneğin kitapta savaşlarda ne karşı tarafın ne de kendi tarafından ölenlerin fotoğraflarının basında gösterilmemesinin devlet tarafından "milliyetçilik duygularını zedeler" gibi bahanelere dayandırıldığı söyleniyor. çünkü bu tür fotoğraflar insanları derinden etkileyecek ve karşıt görüşlere yol açacaktır. bu sebeple muhabirler, fotoğrafçılar savaşlarda sadece devletin ve askeriyenin izin verdiği yerlerde fotoğraf çekebilmekte ve haber yapabilmekte. buna da butler, "embedded reporting" diyor. bu sayede savaşlarla ilgili bizim görüşlerimiz etkilenmeyecek, ve devlet savaşların gerekli olduğuyla ilgili bizim için bir "çerçeve" yaratabilecek. oyuna geri dönecek olursak, konu ilerledikçe ben ağzım açık kalakaldım, çünkü oyun "frames of war" un bir buçuk saatlik bir hayata dökülmüş hali gibiydi. örneğin, ölüler gömülmeyi reddettiklerinde generaller onlara şöyle bir cümle sarfediyor: "biz modern bir toplumuz ve modern toplumlar ölülerini gömer" düşünün! bu cümle bile bir çerçeve içerisinde sarfediliyor. modern toplum nedir, kimdir? neye göre kendilerinin modern olduklarını düşünüyorlar? çünkü bu onlara öyle öğretilmiş. onların çerçevesinde amerika modern bir toplum. düşünün, ölülerden bi tanesinin karısı, şöyle şeyler söylüyor: "ben seni böyle görmeye dayanamıyorum, seni etrafı küçük güzel çiçeklerle kaplı bir mezar taşının başında anmak istiyorum. senin mezara girmen lazım." işte burada daha da ileri gidip diyebilirim ki, mezar=frame idi. mezarın dışında olan ölüler, frame'in dışında kalan konseptler oluyor ve insanlar bunu kabullenemiyor ve onlara olağandışı ve saçma geliyor. bu insanlar diyorlar ki, ölüleri gömmeden onları unutamazsın. evet unutamazsın çünkü böyle birşey gerçekten çok "olağandışı". halbüki ölülerin kendilerine bu durum hiç de olağandışı gelmiyor. onlar sadece bu savaşı durdurmak için geri geldiklerini savunuyorlar, o kadar! bu noktada medya böylesine büyük bir olayın duyulmasını ve yayılmasını engelleyemiyorlar pek tabii, fakat inanılmaz bir durum oluyor ve medya bu durumu bile devletin ve milliyetçiliğin yararına çevirerek sunabiliyorlar. "düşünün askerlerimiz mezarlarından çıktılar, o derece ölmeyen bir milliyetçilik duygusu tanrım bu, öyle bir ruh, öyle bir psikoloji vs vs" şeklinde duyuruluyor millete. tıpkı abu garip'teki işkence görüntülerinin ortaya çıkmasından sonra abd'nin bunu kendi faydasına çevirerek, medyada "bakın baştaki kişileri yargıladık, bizim çok düzgün işleyen bir demokrasimiz var, sistemimiz ne de güzel işliyor işte" şeklinde lanse edilmesi gibi!
bunları izlerken tabi ben gözlerimi pörtletip, ağzım açık kalarak izledim. farkında olmadan bu kadar da işime yarayacak bir oyuna ben nasıl gelmişim, tanrım! diyerek. gerçekten de sunumum açısından çok yararlı bir deneyim oldu ve bu oyunu da sunumda anlatmayı düşünüyorum. oyunun sonunda ise belki de rüyanızda görseniz inanmayacağınız birşey oldu ve askerler silahlarını bırakıp generallere karşı geldiler. bize de tabi kendi kendimize "aah ah nerede o günler" diye iç çekmek kaldı. oyun güzeldi. oyuncuların çoğu da iyi oynadılar bence. müzikler belki biraz daha etkileyici olabilirdi. yani gidip izlenilmesi gerekir diye düşünüyorum. şahsen biz, ben ve xaph'ım çok beğendik. size de tavsiye ederiz. sevgiler saygılar...




0 yorum:
Yorum Gönder