bugünlerde yine hiçbirşey yolunda gitmemeye başladı. eve geldim, internette şunu buldum, azcık güldüm, ama o da sonra geçti:
![]() |
| bigün işler iyiye gidecek, o zamana kadar buyrun size bi kedi resmi. |
elbette bi gün herşey iyiye gidecek ve mutlu olacağım biliyorum. ama o zamana kadar şapşal bi kedi resmine bakarak, ya da kedi periyle oynayarak mutlu olmaya çalışabilir miyim diye düşünüyorum ama sanırım benim doğamda yok bu. hiçbi zaman pesimist bi insan olduğumu inkar etmedim ve can çıkıyor ama huy çıkmıyor sayın okuyucular. yani öyle konuştuğunuz kadar kolay değil benim için pollyannacılık oynamak. çoğu zaman yapmaya çalışsam da bunu. ama gözlerimi gerçeklere kapayamıyorum ne yazık ki.
sadece emeklerimin karşılığını alamadığımı söylemekle yetineceğim. bi kere kendimi saçma sapan şeyler yapmaktan alıkoyamıyorum ve ondan sonra saçma sapan pozisyonlarda kalıyorum. birilerine fazla değer vermek ve bunu göstermek için bişey yapmak ve karşılığında saçma sapan bişey almak gibi. hani vardır ya, siz böyle upuzun bi mesaj atarsınız birine, ve karşılığında aldığınız cevap "ok" olur ya, işte onun gibi bi duygu. neden kendimi bu pozisyonlara bilerek sokuyorum sürekli, anlam veremiyorum. bunu her yaptığımda, her seferinde içimde bi boşluk ve hissizlik durumu meydana geliyor ve sonunda kimseye değer vermemek aşamasına gelmekten korkuyorum.
ikincisi karşılığında bişeyler almak için, para değil ama takdir ya da ne bileyim tebrik gibi karşılıklar, bişey yaparsın ve bunun karşındakinin keyfiyetine göre değerlendirdiğini bilirsin, ama aslında yaptığın şeyi sadece karşındaki için yapmamışsındır, büyük bişey yapmışsındır, emek harcamışsındır, ne bileyim sayfalarca yazı yazmışsındır, ama haksız bi şekilde beklediğini sana vermezler ya, böyle sokakta annesini kaybetmiş kedi yavrusu gibi çaresiz kalıverirsin ya. işte o.
sonra tabi her zamanki "ben bu hayatımla ne yapacağım" sorusu var. 3 ay sonra okul hayatım resmen son bulmuş olacak ama ben hala ne yapmak istediğimi bilmiyorum.
bi de kendime o kadar sinir oluyorum ki bak şimdi şu satırları yazarken bile dişlerimi sıkıyorum kendime, böyle arrrghh diye bağırasım geliyor, leyla ile mecnun dizisinin canlı dile gelmiş hali gibiyim arkadaş. içimde üzgün ve mutsuz bi insan varken neden ve nasıl bütün gün hiçbişey yokmuş gibi yaşayabiliyorum ki. bu sefer kendi kendime şüpheye düşüyorum, acaba gerçekten üzgün değil miyim, abartıyo muyum diye, sonra durup içime bakıyorum mutlu değilim işte. sonra böyle gecenin kör vaktinde açıyorum feridun düzağaç dinliyorum, kendime işkence ediyorum, o mutsuzluğu yaşamak zorunda hissediyorum kendimi çünkü. falan. böyle karmaşık işte. dedim ya şaşkındır kendisi. duygusal benliğim.
bunları yazarak birilerini üzeceğimi biliyorum ama ne demiş türk ozanlarımız: sussam beni, susmasam sizi parçalar bu rüzgar. arada başkalarını da parçalamam gerekiyor kendi iyiliğim için.
çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.





0 yorum:
Yorum Gönder