flaş flaş flaş! mükemmel ilişkinin formülünü buldu burda birileri, siz daha koltuğunuzda oturup öyle mayışın, dünyadan haberiniz yok! evet, mükemmel kadın-erkek ilişkisinin formülünü buldum ben. şimdi, elinizde sigaranız varsa söndürün, başka işlerle uğraşmayı bırakın, arkanıza yaslanın ve sizin için bulduğum formülü ezberlemek için metodlar düşünmeye başlayın. veya başlamayın, okuyun sonra bulursunuz. evet efendim. ne diyordum. mükemmel ilişkinin formülü. sizi, şişman ya da zayıf, güzel ya da çirkin, uzun saçlı ya da kısa saçlı, kötü modda ya da iyi modda, nasıl olursanız olun sevebilecek bir adet insan evladı. evet evet, bu kadar. ne o kuzum, hayal kırıklığına uğradınız gibi? bugün bir adet filmi ikinci kez izledim, ve bu kez erkek arkadaşımla değil de yalnız izledim. biraz da ondan olsa gerek, daha bir anlamlı geldi. neyse film incelemesi yapmayacağım şu anda, izlediğim film juno idi. çok güzel, sevimli müzikleri olan, hoş bir film. filmin sonunda bir şarkı çalınıyor, detaylarına girmiyorum. şarkının adı "anyone else, but you". filmi izlemenize gerek yok, bu şarkıyı dinleyin bu yazı için yeter.(youtube linki koyacaktım ama, yalamatube olmuş yine malesef). filmi izlemiş, dolu gözlerle (hoş ağlanacak bir film de değil ya, heralde benim psikolojimden kaynaklananan sebeplerden ötürü) ekrana bakarken, bir yandan da şarkının sözlerine dikkat ettim. şöyle diyordu kendileri : " you're a part time lover and a full time friend" meali de şu: "sen, yarı zamanlı bir sevgili, tam zamanlı bir arkadaşsın" allahım! ne sade, ne güzel, ve ne açıklayıcı bir söz dedim kendi kendime. bir kere arkadaş olamadığın bir insanla nasıl sevgili olabilirsin ki? kişi, sana arkadaş sıcaklığını, rahatlığını, gerektiğinde ağlanacak omzunu sunmadıkça nasıl sevgili olabilirsin onunla? her neyse, söz kendi kendini açıklıyor zaten, hakkında daha fazla yazmaya gerek yok. gelelim formülümüze, yine filmden duyduğum, aslında hep bilinen, ama aldırılmayan o diyaloga. "seni olduğun gibi sevecek insanı bulmak, işte bütün mesele bu!" evet. gerçekten de bütün mesele bu. sen ona karşı ne kadar cadı, dikbaşlı, sinirli olursan ol, sana yine de sevildiğini hissettirecek insanı bulmak önemli olan. tabi, insan düşünmüyor değil, madem öyle, sen neden ona kötü davranıyorsun ki, senin de onu ne yaparsa yapsın sevmen gerekmiyor mu, ona yazık değil mi? (lan! gidiyo teori elden, topla çabuk, topla, kaçırdın bütün okuyucuları bee, ne beceriksiz, ne basiretsiz insansın!) ehem. evet diyebilirsiniz bunu, çok haklısınız. ama gün gelir, devran döner, o da yapar bir eşeklik mutlaka, o zaman da siz gösterirsiniz sevginizi kardeşim! ne polemik yaratıyosunuz ki şimdi durduk yerde? benim bulduğum formülü çürütebileceğinizi mi sandınız? evet. konumuza dönelim. diyceğim o ki, eğer sizi bu şekilde sevebilecek birisini bulursanız, kaçırmayınız kardeşim!küçüklerin gözlerinden, büyüklerin yanaklarından öper, yazıda aradığını bulamayanlardan peşinen özür dilerim. ama doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış zaten, yalan mı? son yorumumu yapıp, sahneden çekiliyorum, *bunu kendimden biliyorum*, macera aramayın, macerayı kendiniz yaratın!




















