skip to main |
skip to sidebar
son zamanlarda yine o boşluktalık hissim geri gelmeye başladı. daha doğrusu, yavaş yavaş, adım adım geri gelişini uzaktan seyrediyor ve sanki o bir rüyaymış gibi onu değiştirmek için birşeyler yapamıyor gibi hissediyordum. bugünse bir "durum değerlendirmesi" yaptım. şu geçirdiğim seneyi değerlendirdim ve kendimi çok kötü hissettim. yatağıma uzandım ve düşündüm, yapabileceğim hiçbirşey gelmedi aklıma. ne kitap okumak, ne televizyon ne başka birşey. ve o kadar canım sıkıldı ki. ben, sıradan olmaktan ölümüne korkan ben, sıradanın en alası olmuş çıkmışım. ev, okul, alışveriş ve onun için de tek bir mekan, işte bu döngü içinde kaybolup gitmişim. etrafımdaki herkes başka şeylerle uğraşıyor, hayatlarından sıkılmıyorken ben neden böyle olmuşum? ilk defa bu şekilde bir ev yürütmenin ağırlığı mı bu omuzlarımdaki beni sıkan yük? derslere bile gitmek istemeyişimin sebebi ne? hayattan ve herşeyden neden bu kadar çabuk sıkılıyorum... son cümleye soru işareti koymuyorum çünkü biliyorum bu bir soru değil. senelerdir aradığım ve cevabını bulamadığım için bir soru olmaktan çıktı artık. şu blogu bile belki iki kişiden fazlasının okumadığını bile bile sürdürmeye çalışıyorum. "ben sıradan değilim" haykırışlarının son demleri belki bu blog. ama artık gücüm tükendi, yapamıyorum. ne sıradışı olmayı başarabiliyorum azınlık gibi, ne sıradan olmayı, çoğunluk gibi... birşeyler yapmak istiyorsam bile hayat izin vermiyor çünkü para olmadan hiçbirşey yapılmıyor. eskiden bir yazı yazmıştım:"çabuk sıkılıyorum çünkü hayatta herşeyi deneyip kendime en uygun "şeyi" bulmak istiyorum toplumun herhangi bir yerine sıkışabilmek için" demiştim o yazıda. keşke o zaman düşündüğüm kadar kolay olabilse herşey. fotoğraf çekmeyi çok seviyorum ama doğru düzgün bir makinam yok. bass gitar dersleri almak istiyorum, senaryo yazmak için kursa gitmek istiyorum, o kadar çok şey istiyorum ama hiçbirisine ulaşamıyorum. kendi çapımda birşeyler karalamak istiyorum ama hiçbir zaman gerçekten orijinal ve yaratıcı şeyler yazabildiğime inanmıyorum. şimdi, tam şu anda, saat gecenin bir'i ve ben burada olmak istemiyorum, bu sıkıcı bedenin içinde hapsolup kalmak istemiyorum, sokaklarda, dışarılarda, hayatın içinde olmak istiyorum ama gücüm buna yetmiyor. ha yarın, ha şimdi, kendime çeki düzen vereceğim, küçük şeylerle mutlu olacağım, sahip olduklarımla yetinmeye çalışacağım diyorum sürekli ama bir türlü başaramıyorum. ne geleceğimle ilgili ne şimdiki zamanımla ilgili ümitlerim yok artık. anı yaşayamıyorum geleceği ve geçmişi düşünmekten, oysa geçmişim yalnızlık ve hüzünle dolu, geleceğimin getirecekleri de bir o kadar umutsuz. mezun olunca, yüksek lisans yapınca gerçekten hayalini kurduğum "o" mesleğe kavuşabilecek miyim, belirsiz. hayata, dünyaya birşeyler katabilecek miyim, belirsiz. birşeyleri gerçekten değiştirmeye gücüm yetecek mi, belirsiz. ve o izlediğim dizilerdeki insanlar gibi gerçekten tatmin edici bir mesleğe sahip olabilecek miyim, o da belirsiz. eskiden olsa böyle karamsar bir yazıyı kimseyle paylaşmaz, bi kağıda yazar ve çekmecelerin derinliklerine gömerdim, belki o yazılarla bu düşüncelerin de yokolup gideceği umuduyla, ama artık vazgeçtim ve sunuyorum size birkaç kişilik okuyucu kitlem.üstelik klişe olacak ama bu yazdıklarım hissettiklerimin yarısını bile tarif etmeye yetmiyor. artık ne düşüneceğimi, ya da nasıl düzeleceğimi bilmiyorum. sanırım, yaşıycaz ve görücez...